Ülkemizin eÄŸitim sistemi ve sonuç olarak yetiÅŸtirdiÄŸi insan potansiyeli tartışma konusu olmaya baÅŸlamıştır. Sorunu ÅŸematize edecek olursak; Ülkemiz eÄŸitim sistemi bugün her yönü ile sorgulanabilir duruma gelmiÅŸtir.
Günümüz biliÅŸim teknolojisinde artık okuryazar olmak yetmiyor. Biraz da bilim okuryazarı olması zorunluluÄŸu ortaya çıkmış bulunuyor. Bu da doÄŸal olarak fen-okuryazarlığını gündeme getirmektedir. Fen ve bilimin doÄŸru öÄŸretilmesi de bu konuda yetkin insanların yetiÅŸtirilmesi ve bu öÄŸretiyi öÄŸretmeleri gerekiyor.
Fen eÄŸitiminin öÄŸrencilere benimsetilebilmesi için ezbercilikten kurtarılarak deneysel çalışmaya, gözlem ve incelemeyi öÄŸrenci merkezli olarak iÅŸlenmesi gerekmektedir. Bu anlamda temel bilimlerin amacı yaratıcılığın sınırlarının zorlanması, bunların kaleme dökerek insanların beyninde ÅŸimÅŸekler çaktırabilecek ÅŸekilde yetiÅŸtirilmelidir.
En önemli katkıları
Köy Enstitülerinin en önemli katkılarından birisi de; üretim ve kültür eksenli olduÄŸu için öÄŸrencilerin öz güvenini geliÅŸtirmiÅŸ olmasıdır.
Türkiye'de Bilimsel DüÅŸünceyi Köylere Kadar GötürmüÅŸ olmasıdır.
Bugün bilimsel devrimlerin yarattığı etkiler ve bunların sebep ve sonuçları metodolojik olarak öÄŸretilmemektedir.
Oysa bilimsel düÅŸüncenin ne olduÄŸu ne zaman ve hangi koÅŸullarda doÄŸduÄŸu, insanlığın ve uygarlığın geliÅŸmesinde ne tür etkiler yaptığı ve geleceÄŸi ne ÅŸekilde etkilediÄŸi öncelikle öÄŸretilmelidir. Bütün bunlar ancak fen okuryazarlığı ile daha iyi saÄŸlanabilir. Atatürk diyor ki; "…Hiçbir mantıki delile dayanmayan, bir takım geleneklerin, inançların muhafazasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur…" ve "…Milletimizin siyasal ve sosyal hayatında, milletimizin fikir terbiyesinde rehberimizin bilim ve fen olacaktır…"
Bu sözler, Mustafa Kemal'in ilerlemek için pozitivist eÄŸitimi en temel araç saydığını göstermektedir.
YaÅŸamı bütünsel anlamak için
Ülkemizin temel sorunu olan organize olamam, gerçeÄŸi bir bütün olarak görememe ve analitik düÅŸünememesinin temelinde felsefe bilmemesi ve soyut düÅŸünmemesinden kaynaklanıyor. Bunun temelinde de ilk okuldan itibaren kiÅŸinin ciddi anlamda fen okur yazarı olmaması yatmaktadır. DoÄŸanın iÅŸleyiÅŸ mekanizmasının her yönü ile Fizik, Kimya, Biyoloji gibi Fen derslerinde anlatılıp öÄŸretilirken, matamtik gibi doÄŸanın dilini anlatan sayısal yapılanmayı unutmayalım. MatematiÄŸin insanı yoÄŸun düÅŸünmeye sevk eden; soyut düÅŸünmeye alıştıran çok yönlü bir zihinsel eylem olduÄŸunun örnekleri ile anlatılmalıdır.
Bunun gerçekleÅŸmemesi durumunda bireyler pozitif düÅŸünme yeteneÄŸinden yoksun olacaklar, karşılaşılan her türlü sorunun çözümünde, bilimsel çözüm yerine bilimdışı arayışlara yönelecektir.
Fen eÄŸitiminin öÄŸrencilere benimsetilebilmesi için ezbercilikten kurtarılarak deneysel çalışmaya, gözlem ve incelemeye dayalı öÄŸrenci merkezli olarak iÅŸlenmesi gerekmektedir.
Ezberci eÄŸitim sistemiyle; yorum yapamayan, araÅŸtırmayan, düÅŸünmek yerine ezberlemeye alıştırılmış, sormayan, "neden ve niçin"lerle ilgilenmeyen, ülke ve dünya sorunlarına karşı duyarsız, özgüveni yetersiz bir kuÅŸak yetiÅŸtirilmektedir.
YaÅŸam bir bütün ve bütünsel bakmak için baÅŸta fen bilimlerinin anlaşılması ve buna baÄŸlı olarak diyalektik bilincin geliÅŸmesi gerekir. Böylece kiÅŸi içinde bulunduÄŸu ortamı çok yönlü sorgulamaya baÅŸlar. Alman Filozofu Goethe, yaklaşık 200 yıl önce yaÅŸayan alman filozofu Goethe'nin diyalektik bakış açısı ileride olacak felaketlerin önceden görülmesi için son derece önemlidir. Ne diyor Goethe:
‘DoÄŸada hiçbir ÅŸey tek başına ve yalnız deÄŸildir. DoÄŸada her ÅŸey; önündeki, ardındaki üstündeki, altındaki, sağındaki, solundaki ÅŸeylerle baÄŸlantılıdır.’
Bilgiyi teknolojiye dönüÅŸtürmek
Türkiye'nin bugün dünya ile aynı nitelikteki Fizik, kimya biyoloji ve matematik kitaplarını okutmasına raÄŸmen bilgiyi teknolojiye dönüÅŸtürememesi sık sık sorulmaktadır. Ancak temel neden hiç birimiz öÄŸrendiÄŸimiz bilgiyi hayata dönüÅŸtüremedik. Hiç birimiz en küçük bir matematik denklemini yaÅŸamda kullanamadık. Çünkü eÄŸitim sitemiz buna uygun deÄŸildir. Ancak bunun koÅŸulları vardır. Köy Enstitüleri gibi üretim ağırlıklı eÄŸitim modeli sürdürülseydi, insanlar üretim için de bilime gereksinim duyacaklardı. Eli iÅŸe yatkın insanlar doÄŸacak ve bunlar gereksinimler ötesinde bilimi kullanıyor olacaklardı. Köy Enstitülerinde pisagor baÄŸlantısı 3 4 5 iliÅŸkisi bina köÅŸelerinin oturtulması olarak atölyede ve uygulamalı olarak öÄŸretilerek bilginin ne olduÄŸu ve yaÅŸamdaki önemi yapılarak öÄŸretiliyor. Ancak günümün test ağırlıklı ve üniversiteyi kazanma ve üniversite de de bir an önce okul bitirmeyi, akademisyenlikte de bir an önce prof olmayı hedefleyen pragmatist yaklaşım ülkemizi verimsiz yapmıştır.
Mustafa Kemal ve arkadaÅŸlarının öngörüsü çaÄŸdaÅŸ bir toplum yaratmak için toplumu katılımcı demokrasi anlayışı ile eÄŸitmek ve geliÅŸtirmekti. Bunun birinci basamağı ile laik eÄŸitim sistemiydi. Atatürk'ün "Hayatta en hakiki mürÅŸit ilimidir" anlayışının temlinde inanca dayalı din bilimlerini deÄŸil, akla dayalı pozitif bilimlerin tek yol gösterici ve aydınlatıcı olduÄŸunu vurgulamıştır. Bunun için ilk yatıkları iÅŸlemlerden biri dünya klasiklerinin Türkçeye çevrisini benimsemiÅŸtir. Kant batıdaki aydınlanmacının öncüsü filozofların akla dayalı anlayışını benimsemiÅŸlerdir. Bunun içindir ki CumhurbaÅŸkanı İsmet İnönü öÄŸrencilerin çantalarında dünya klasiklerini görünce derinde etkilenir ve Türk toplumunun geleceÄŸe iliÅŸkin öngörüsüne ve saÄŸduyusuna güvendiÄŸini belirtir.
Atatürk’ün manevi mirasçıları
M. Kemal Atatürk, "Ben, manevi miras olarak hiç bir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuÅŸ ve kalıplaÅŸmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aÅŸmak zorunda olduÄŸumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen eremediÄŸimizi, fakat asla ödün vermediÄŸimizi, akıl ve ilmi rehber edindiÄŸimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle ilerliyor; milletlerin, toplumların, kiÅŸilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile deÄŸiÅŸiyor. Böyle bir dünyada, asla deÄŸiÅŸmeyecek hükümler getirdiÄŸini iddia etmek, aklın ve ilmin geliÅŸimini inkâr etmek olur. Benim Türk Milleti için yapmak istediklerim ve baÅŸarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliÄŸini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar" diyor
Bir baÅŸka söylevinde Atatürk, gençliÄŸi yetiÅŸtiriniz diyor. Onlara ilim ve irfanın (kültürün) müspet fikirlerini veriniz. İstikbalin aydınlığına onlarla kavuÅŸacaksınız. Hür fikirler tatbik (uygulama) mevkiine konduÄŸu vakit Türk milleti yükselecektir.
Bütün bu söylemler akıl ve aydınlanma devrimini kavramış bir anlayışın ürünü olarak ancak sunula bilir. KiÅŸilerin akıl yolunu benimsemeleri ve aydınlanmacı olabilmeleri için öncelikli olarak erken dönemlerde müspet bilimler ile tanışmaları ve eleÅŸtirel bakış açısına sahip olmaları gerekmektedir. Bu da fen okuryazarlığı ile saÄŸlanabilir.
Ne Yapmalıyız?
Ülkemizin son yıllarda yaÅŸadığı bir çok sosyal ve toplumsal olgu ile fen okur yazarlığı arasında ciddi bir iliÅŸki bulunmaktadır. Fen bilimleri eÄŸitimi her yönü ile öÄŸrencinin kafasından yaparak, görerek öÄŸrenmeyi ve eleÅŸtirel bakmayı buda farkına varılabilirliÄŸi ortaya koymaktadır. Farkına varılabilirlik, olup biteni görmek ve yurttaÅŸ olma bilincini beraberinde getirmektedir.
Bilim ve teknolojiye geçiÅŸ ve çaÄŸdaÅŸ bir toplum yaratmak için mutlaka fen okur yazarlığını yaygınlaÅŸtırmamız gerekir. Fen okuryazarlığı insanın farkına varılabilirliÄŸini geliÅŸtirecektir. Bu anlayış kiÅŸini birey ve daha da ilerisi yurttaÅŸ olma bilincini geliÅŸtirecektir. YurttaÅŸ bilinci geliÅŸmiÅŸ toplumlar yaÅŸamın her alnında geliÅŸmiÅŸ demokrasisi yerleÅŸmiÅŸ üretici toplumlardır. Sanırım Köy Enstitüleri mantığı köylü toplumu eÄŸiterek toptan kalkınmayı ve demokratik bir toplum olarak yaÅŸama katkı sunmayı hedefliyordu.