Sevgili dostum, hatırlarsan bundan birkaç hafta önce sana arkadaşım Halil YumuÅŸak’ın, anne özlemiyle ilgili duygularını paylaÅŸmıştım. Gerçekten analarımız için ne yapsak azdır. Sevgili okuyucum Mehmet Yıldırım da o yazıya yazdığı yorumda bir gerçeÄŸi dile getirmiÅŸ ve sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.), “Cennet annelerin ayakları altındadır” hadisini bize hatırlatmıştı.
Yeryüzünde yaÅŸayan milyarlarca insanın özlemiyle yanıp tutuÅŸtuÄŸu “Cennet”e ulaÅŸmak için yapacağımız tek ÅŸeyin analarımızı saÄŸlıklarında hoÅŸnut etmek olduÄŸunu bir kez daha hatırlamış olduk. Bugün de seninle çok sevdiÄŸim bir dostumun Meltem’in kızının kendisine yazdığı bir mektubu paylaÅŸmak istiyorum. İnÅŸallah bizler yarın veya ilerde bir gün böyle bir mektup yazmak zorunda kalmayız. Evlatları için canını ortaya koyan biri olarak tanıdığım sevgili arkadaşımın kızı Buse’nin “Anneme” baÅŸlığıyla yazdığı mektup aynen ÅŸöyle:
‘Anneme…’
Seni ÅŸimdiden çok özledim.
YüreÄŸini, ellerini, o yaralı gözlerini…
Åžimdiden çok istiyorum yanına gelmeyi.
Belki de herkesten çok, her ÅŸeyden fazla…
Seviyorum seni…
Ama inan çok üzgünüm.
İnan ki çok dağıldı kalbim.
Ve senin dağılan, bir o kadar da kırılan kalbini…
Çok, ama çok özledim
Annem benim… Her ÅŸeyim gökyüzüm…
Zeytin gözlüm... Beni affedebilecek misin?
Yaralı yüreÄŸini düzeltmeme izin verecek misin?
Peki ya gözlerin? Beni görmeye izin verecek mi?
Eskisi gibi sevgi dolu bakabilecek mi annem?
Gitmek istemiyorum uzaÄŸa. Sensiz olmak çok koyuyor inan bana.
Korkuyorum yalnızlığımda ve senin yalnızlığında kalmaktan
Korkuyorum ki aÄŸlıyorum…
Korkuyorum. Korkuyorum ki, aÄŸlıyorum…
Sensizlikten... Sensizlikten gelen hıçkırıklarla aÄŸlıyorum annem.
Seni kaybetmekten özellikle…
İçimden geleni yazıyorum. Belki önemsememiÅŸsindir ama bunlar benim duygularım annem.
Hiç affetmeyeceÄŸim kendimi.
Hiçbir zaman hem de. KeÅŸke ölsem de kurtulsam diyorum bazen. Sana layık bir insan, bir kız evladı olamadığım için.
Bunları yüzüne söyleyecek gücüm yok annem.
Yazıyorum bende sana zeytin gözlüm. N’olur beni affet. Sensiz bir hiç olduÄŸumu kabullenerek…
Beni yine küçüklüÄŸümdeki Buse’ymiÅŸ gibi farz et. Ne olurdu hiç büyümeseydim deÄŸil mi annem?
Yalnızlığıma hapsediyorum kendimi…
KeÅŸke doÄŸurmasaydın böyle bir evlat. Ama artık çok geç bunları söylemem için biliyorum…
O kırık kalbin asla düzelmeyecek hissediyorum.
Ben de yalnızlığıma hapsediyorum kendimi.
Ve hep sana yazmaya. Annem bana kızma. Ben, inan ki seni canımdan çok seviyorum
Annem beni yalnız bırakma. Yalnızlığa tahammülüm yok
Hayattaki tek varlığım olan seni ellere verecek gücüm yok
Ve annem…
Senden özür diliyorum
Canını acıtan sözlerimi, gözlerini kanatan ellerimi affetmeni istiyorum. Beni eskisi kadar çok sevmeni ve bırakmamanı istiyorum…
Annem,
İnan ki, ben seni çok özledim.
Buse'n (16.08.08)”
Evlatlarımızı yalnız bırakmayalım
Sevgili dostum, ben bu mektubu ilk okuduÄŸumda hem o fedakâr anne için, hem de bu yüreÄŸi ve gönlü yaralı kızımız için gözyaşı döktüm. Bu yüzden diyorum ki, yarının anneleri olacak kızlarımızı, yarının babaları olacak oÄŸullarımızı anlamaya çalışalım, onları kendi dünyalarında yapayalnız bırakmayalım.
Yanlış mı düÅŸünüyorum acaba?!..
Ramazan GÜNTAY /www.hurriyetport.com
ramazan.guntay@gmail.com