Hülya Avşar’ın, İslam adına hüküm yürütmesinden, yine kendisi gibi dinle ilgi ve alakası olmayan Tufan Türenç’in onu destekleyen yazısından bahsedeceğim.
Sevgili dostum, mesleğime yeniden dönmenin mutluluğunu yaşadığım şu günlerde sana yazmayı ihmal ettiğim için özür dilerim. Yoğun bir tempoda çalıştığım için fırsatım olmadı. Bugün sana birkaç gün önce, artık Müslümanlığından bile şüphe ettiğim ünlü (!) sanatçı Hülya Avşar’ın, İslam adına hüküm yürütmesinden, yine kendisi gibi dinle ilgi ve alakası olmayan Tufan Türenç’in onu destekleyen yazısından bahsedeceğim.
Sevgili dostum, biliyorsun ki, bizleri yetiştirenler bildiğimiz konularda söz hakkı geldiğinde konuşmamızı, bilmediğimiz konularda ise, ağzımızı hiç açmamamızı öğrettiler bize. Hemen hemen aynı kuşaktan olduğumuz halde Avşar ile Türenç’in bilmedikleri, anlamadıkları konularda ahkâm kesmesini anlayamıyorum.
Bilmiyorsanız bilenlere sorun
Ben yarım asırlık bir ömrü geride bıraktım. Hülya Avşar’ın yazısında bahsettiği “kan gölü”nü hiçbir zaman görmedim. 50 yıldır Osmanlı’nın başkentinde ve yurdun dört bir yanında kurban kesilir. Ama hiçbir kurbanın kanı sokaklara akıtılmaz, işe yaramayan iç organları, hayranı oldukları ABD’nin Iraklılara yaptığı gibi sokaklara saçılmaz. Hemen herkes bir toprak alanda veya hayvan kesim merkezinde kurbanını keser, işe yaramayan organları da usulünce bir kenara atardı.
Hülya Avşar ve Tufan Türenç gibi insanlar şöhret budalası olduktan sonra kendilerini “her şeyi bilen” biri gibi görüp ahkâm sevmeyi kesiyorlar. Türenç’in takımından olan onlarca gazeteci ne yazık ki, bugünlerde gazetelerin, televizyonların başköşelerinde oturuyorlar.
Gazetecinin, sadece halkın yararına olayları araştırması, sorgulaması gerektiğini unutarak, bir savcı gibi suçlayıp, bir hakim gibi de hemen cezasını kesen “araştırmacı gazetecileri” gördükçe, “gazeteciyim” demeye utanır oldum. İçindeki yaşadıkları toplumdan habersizler, tıpkı “şöhret sarhoşu” olan Hülya Avşar gibi…
İnandırıcılıkları kalmadı artık
Sırça köşklerde oturarak, Boğaz kenarında yalılarda keyif çatarak, sokaktaki vatandaşın halinden, derdinden anlar gibi davranmasınlar. Çünkü onlar adına her söyledikleriyle, her satırlarıyla onların gözünde küçük düşüyorlar. İnandırıcılıklarını yitiriyorlar. Ama ne yazık ki, burunları kaf dağında olduğu için bunu göremiyorlar.
Gerçek gazetecilerin ne yazık ki, sesi çıkmaz oldu. Tıpkı gerçek sanatçılar gibi… Hiçbiriniz Türkan Şoray’ın, Fatma Girik’in, rahmetli Orhan Günşiray’ın günümüzün sanatçıları gibi toplumsal duyarlılıklarımıza aykırı hareket ettiklerini, kendilerini “gecelerin insanı” gibi gösterdiklerini gördünüz mü? Görmediniz. Göremezsiniz, çünkü onlar gerçek sanatçıydı ve bu toplumun temsilcisi olduklarını biliyorlardı.
Yine çenem düştü çok konuştum dostum. Hülya Avşar’ın sözleri toplumun birçok kesimini rahatsız etti. Bu konuyu konuştuğum bir dostum, “O bizim Allah için kestiğimiz kurbanlarla ilgili ahkâm keseceğine, Türk gelenek ve örflerine uygun bir anne olmanın kavgasını versin” derken, bir başka dostum da bana aşağıdaki satırları gönderdi. Seninle bunu da paylaşmak istiyorum sevgili dostum:
“Hayvanları kesen bir dini aklım almıyor” diyerek gündem yaratan ama bence cahilliğini ön plana çıkaran Hülya Avşar'a bu söylemi için verilmiş en güzel cevap. Marmara FM radyosunu dinlerken rastladım ve çok beğendim. Senin de okumanı istedim. Bu kocaman dünyada böyle küçücük beyinlerin olması ne kötü! Gelelim o yazıya:
Kurban, Allah’ın bir hediyesidir
“Bir koç, üzerinde taşıdığı yünden çimlerin arasına melekleri almak ister. İnsanlara gülümseyerek bakar. Hz. İsmail'i Hz. İbrahim'in ellerine geri verir gibi ölmek ister.
Gündemi takip etmez, gündeminde cennet vardır. Modern çığlıkların gırtlağında fast food tabancası olmaktansa, bir yetimin boğazında inci olmayı tercih eder.
Birisi, şarkı arasında aklına fön çekmeye çalışırken, aynaya bakıp çene kıkırdağını yontarken, koç der ki:
“Aklının almadığı şeyler, bir matematik, bir felsefe, bir sosyolojik kuram değil bir ayetse, bunun sağlamasını sahnede yapma; SECDEDE YAP! Uzatmayın kısa kesin ki Rabb'e gidelim bayan!” der.
Bu mesele, tenis kortunda sayı yapmaya benzemez. Kedi kesmiyoruz! ALLAH'ın hediyesini geldiği yere yani cennete gönderiyoruz. Onlar halinden memnun.”
Ramazan GÜNTAY /www.hurriyetport.com
ramazan.guntay@gmail.com