DüÅŸünürken…
‘Çaresiz bir ÅŸekilde
ölümü bekliyoruz’
Sevgili dostum, yaÅŸadığı çevreye bırak sahip çıkmayı öldüren tek varlık sanırım insandır. Özellikle bizim ülkemizde bunun örneklerini her yerde görmek mümkün. Cahil olarak nitelendirdiÄŸimiz atalarımız bile doÄŸaya sahip çıkarken ne yazık ki bizler, onların tırnağı kadar olamıyor ve yaÅŸadığımız çevreyi nefes alamaz hale getiriyoruz.
Sonra da baÅŸlıyoruz feryat figan etmeye. Çevrenin temizliÄŸi için harekete geçenleri, bir ÅŸeyler yapmaya çalışanları da “tu kaka” diyerek dışlıyoruz. Ta ki, üzerinde yaÅŸadığımız toprak parçası, adeta intikamını alırcasına bize zarar vermeye baÅŸlayıncaya kadar…
GeçtiÄŸimiz hafta sonunda Uzunköprü’den meslektaşım Selim Bekar’ın daveti üzerine bu güzel serhat ÅŸehrimizi ziyaret ettik. Selim kardeÅŸimizin amacı, bir zamanlar “Bereket Ovası” olarak tarihte yerini alan Ergene’deki kirliliÄŸe dikkat çekmekti. Aktüel dergisinden Neslihan Yenicevardarlı arkadaşımızla Uzunköprü’de birçok yetkiliyle, sivil toplum kuruluÅŸu temsilcisi ile ve en önemlisi kirliliÄŸi en büyük boyutlarda yaÅŸayan, acısını, çilesini çeken köylülerimizle konuÅŸtuk, onların yaÅŸadıklarını gözlemledik.
Bir zaman dünyanın en kaliteli pirincini üreten çeltik tarlalarından çıkan ürünü iÅŸleyen fabrikaların sayısı 40’larda iken bu rakam günümüzde 20’lerin altına inmek üzere. Çalışan fabrikalar da kapasitelerinin yüzde 10’unu çalıştırıyor. Çünkü iÅŸlenecek ürün miktarı oldukça düÅŸtü. 80 bin dönüm çeltik ekimi yapılan Ergene de bu alan bugünlerde yarı yarı azalmış vaziyette. Bir zamanlar göç vermemekle övünen Uzunköprü, artık göç veren bir ilçe oldu.
KirliliÄŸin ana nedeni, İstanbul’un kurtarılması amacıyla fabrikaların ve ağır sanayi tesislerinin Çerkezköy ve Çorlu’ya taşınması. İstanbul kurtarıldı ama ne yazık ki, Trakya ölüme mahkûm edildi. Fabrikaların, özellikle de deri fabrikalarının atıkları önce Ergene nehrini, sonra da vadinin topraklarını öldürdü. Nehrin sularını kullanılamaz hale getiren ağır metaller, toprağı da zehirledi.
Ergene’deki kirliliÄŸe Uzunköprü’nün katkısı yüzde 1. Kalan yüzde 99 ise, Çerkezköy, Çorlu ve Kapaklı’daki fabrikaların atıkları neden oluyor. Bilimsel araÅŸtırmalar, tetkikler yapılmış. Çözüm yolları gösterilmiÅŸ. Ancak somut hiçbir adım atılmamış. Fabrikalara arıtma tesisleri kurdurulmuÅŸ ama çalıştırılıp çalıştırılmadığını denetleyen hemen hemen hiç yok. Fabrikalar da aşırı enerji gideri nedeniyle arıtmaları çalıştırmamayı tercih ediyor.
Buradaki görüÅŸmelerde edindiÄŸimiz bilgilere göre, Ergene Nehri’nin bir zamanlar hayat verdiÄŸi haline dönüÅŸebilmesi için 25 yıllık bir çalışma gerekiyor. Bu güzel ovanın topraklarının da eski haline dönebilmesi için 20 ila 125 yıllık bir zamana ihtiyaç var. Çünkü toprağın 160 metre derinliÄŸinde bile fosfat çıkıyor.
Buradaki üreticiler son 20 yıldır görev yapan hükümetlerden ÅŸikâyetçi. “Biz her gelen dosya vermekten bıktık. Hükümetlerin çözüm bulma arzusu içinde olduklarına inanmıyoruz. Kimse ilgilenmiyor. İlgilenmek isteyen ise, bir süre sonra görevden alınıyor” ÅŸeklindeki sözlerle tepkilerini, umutsuzluklarını dile getiriyorlar.
Son durağımız ise, Çiftlikköy oldu. Muhtar İsmail Åžencan ve kalabalık bir köylü grubu ile Köy Konağı’nın önünde oturup sohbet ettik. Yorum yapmadan köylülerin ve Åžencan’ın söylediklerini aktarıyorum:
“Kalp, kanser, felç ve prostat hastalıklarında anormal bir artış var. Bunun yüzdesini tespit etmek bizim elimizde deÄŸil. Son 7 yılda hiçbir doÄŸum olmadı. Üç ay öncesine kadar. Üç ay önce dünyaya merhaba diyen bu yavrumuz bütün köyün gözbebeÄŸi oldu. Umutlarımızı tazeledi. Nüfusumuz 500’den 300’e düÅŸtü. KirliliÄŸin dayanılmaz boyutlara ulaÅŸtığı günden bu yana 48 kadınımız dul kaldı. Bunların eÅŸleri, 40 ile 60 yaÅŸlar arasında kalp ve kanser hastalıklarından hayata veda ettiler. Okulumuz kapalı, çünkü okula baÅŸlayacak çocuÄŸumuz yok. Kanatlı hayvanlarda hastalık oranı eskiye göre büyük oranda arttı. Çeltik ekiyoruz ama Ergene’nin suyundaki aşırı asit ve tuz yüzünden verim alamıyoruz. İhtiyaçlarımı karşılamak, yaÅŸamımızı sürdürebilmek için kredi aldık. Ancak borçlarımızı ödeyemediÄŸimiz için icralık olduk ve topraklarımızı da kaybetmeye baÅŸladık. Çeltik ekimi yapan köylülerimizin hepsinin ayakları dizlerine kadar yara bere içinde. Arıtma tesisleri çalıştırılmadığı için bizler de açlığa mahkûm olduk. Bugüne kadar çok bağırdık ama sesimizi duyuramadık. Bu yüzden de artık sessizlik içinde hepimiz gelecek olan ölümü bekliyoruz.”
Evet, sevgili dostum, Çiftlikköylülerin söylediklerinin üstüne söyleyecek bir söz bulamıyorum.
Buradaki felaketin boyutları, Uzunköprü veya Trakya sakinlerinin çözebileceÄŸi boyutu çoktan aÅŸmış. Bu iÅŸe devletin el atmasının zamanı gelmiÅŸ de geçiyor…
Sorun artık Trakya’nın veya Türkiye’nin sorunu olmaktan da çıkıyor. EÄŸer acilen önlemler alınmazsa, Ergene temizlenmezse, kirlilik Enez üzerinden Ege’ye ve Akdeniz’e yayılacak. O zaman da sorun, Avrupa’nın, hatta ve hatta dünyanın sorunu haline gelecek…
Bunun çözümü, sivil toplum kuruluÅŸu temsilcilerinin de söylediÄŸi gibi Meclis’te acilen “Kriz Masası” kurulması ve derhal bilinen çözüm yollarının hayata geçirilmesidir…
Bu konuda hepimizin üstüne görev düÅŸmektedir. DoÄŸrusu ben insanların burada bile bile ölümü beklemesine razı olamıyorum… Bu nedenle de her fırsatta bu sıkıntıyı, bu sorunu dile getirmeye çalışacağım. Sesimi belki duyuramam ama en azından kendi vicdanıma karşı rahat olurum ve “Ben elimden geleni yaptım” diyebilirim…
Eminim Ankara’daki yetkililer de benim gibi düÅŸünüyordur ve bu soruna çözüm bulmak için tozlu raflarda duran “çözüm dosyaları”nı indirmeye hazırlanıyorlardır…
Ramazan GÜNTAY
ramazan.guntay@gmail.com